13/5/2007 · Kategori: islamiyetten once turkler
İSLAMİYETTEN ÖNCE
TÜRKLER
Türkler, dünyanın en eski, asil, büyük devletler kurup, pek çok ünlü
şahsiyetler yetiştiren medenî milletlerinden biridir. Türkler, Nuh peygamberin
oğullarından Yâfes'in Türk adlı oğlunun neslindendir.
Tarihî şahıs, boy ve millet adlarının oluşumuna göre, Türk kelimesinin aslı
"türümek" fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan
anlamında "türük" ve nihayet hece düşmesiyle "Türk"
kelimesi ortaya çıkmıştır. Nitekim Anadolu'da bir kısım göçebeler de yürümekten
"yürük" adını almışlardır. Türk kelimesi, ayrıca, çeşitli
kaynaklarda; "töreli, töre sahibi, olgun kimse, güçlü, terk edilmiş, usta
demirci ve deniz kıyısında oturan adam" manâlarında kullanılmaktadır.
Coğrafî ad olarak Turkhia (Türkiye) tabiri ise altıncı yüzyıldaki Bizans
kaynaklarında, Orta Asya için kullanılmıştır. Dokuzuncu ve onuncu asırlarda,
Volga'dan Orta Asya'ya kadar olan sahaya denilirdi. Bu da Doğu ve Batı Türkiye
olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Doğu Türkiye, Hazarların; Batı Türkiye ise Türk
asıllı Macarların ülkesiydi. Memlukların ilk zamanlarında, Mısır'a da Türkiye
deniliyordu. Selçuklular zamanında, onikinci yüzyıldan itibaren Anadolu'ya
Türkiye denilmeye başlandı. Türk kelimesini Türk devletinin resmî adı olarak
ilk defa kullanan, yedi ve sekizinci yüzyıllarda hüküm süren (681-745) Göktürk
Devletiydi.
Bilinen en eski Türk kavmi, Çinlilerin Hiong-nu dedikleri, M.Ö. 3. asrın
başından itibaren tarih sahnesinde görülen Hunlardır. Bu kavmin anayurdu,
Tienşan'ın kuzey kesimiyle batıdaki Altay Dağları, Orta Urallar ve Hazar
Denizi'nin kuzey hudutları içinde kalan vadideydi. Şenyu denilen
hükümdarlarının ordugâhı, Orhun Irmağı kıyısında bulunuyordu. Nüfus çoğalması
ve fetih isteği gibi iki büyük sebeple yayılmaya başladılar ve Çin hudutlarına
kadar olan bölgeyi ele geçirdiler.
İslamiyetten Önce Türk Devletleri:
Türklerin kurduğu en eski devlet olan Hun İmparatorluğu, aynı zamanda, Türk
askerî teşkilat ve idareciliğinin de ilk örneğidir. Osmanlılar zamanı dahil
olmak üzere, bütün tarih boyunca Türk teşkilatının baş kaidesi olan, sağ ve sol
ikili nizam, Hunlar tarafından kurulmuştur. Hun ordusu, on bin, bin, yüz ve on
kişilik gruplar halinde, onlu sisteme göre oluşturulmuştu. Keçe çadırları
içinde oturuyor ve besledikleri koyun, at ve sığır sürülerinden elde ettikleri
ile geçiniyorlardı.
Hunlar, M.Ö. 3. yüzyılın sonlarında, Sarı Irmağın kıvrım yaptığı alana gelerek,
Çin içlerine doğru akınlara başladılar. Çinliler, bu Türk kavminin süvarileri
karşısında tutunamayıp, ağır yenilgilere uğradılar. Böylece Çin hakimi olan
Ti-şin hanedanı, Çin Seddini tamamlamaya çalıştı.
Türk kavimlerini toplayıp, imparatorluk halinde birleştiren ilk büyük Hun
hükümdarı, Teoman Yabgu'dur (M.Ö. 220). Teoman Yabgu'dan sonra, Hun tahtına
oğlu Mete Yabgu geçti. Mete Han zamanında yapılan fetihlerle, Hun
İmparatorluğunun toprakları, Hazar Denizinden Japon Denizine kadar uzandı. Bu
topraklarda, çeşitli Türk kavimlerinin yanı sıra, diğer Altaylı kavimler de
yaşıyordu. Mete devri, Hun İmparatorluğunun en parlak devri oldu (M.Ö. 209-174).
Mete Han'dan sonra gelen yabgular zamanında, Çinlilerle ilişkiler arttı.
Özellikle evlenme yoluyla, Türk ve Çin hükümdar aileleri arasında yakınlıklar
doğdu. Bu yakınlıklar, Hun’ların iç işleri bakımından bir çok karışıklıklara
yol açtı. Buna rağmen Hun İmparatorluğu, M.Ö. 1. yüzyıla kadar üstünlüğünü
devam ettirdi. Bu yüzyılda ise, Türk beyleri arasında taht kavgaları gittikçe
arttı. Çinliler de bu kavgalardan faydalanarak, Türkleri zayıflatmayı bildiler.
Neticede Hunlar, Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı. Bunlara, Güney ve
Kuzey Hunları da denir. M.S. 3. yüzyılın başlarında, başka bir Türk kavmi olan
Siyerpiler, Hunlarla iktidar mücadelesine giriştiler. Sonunda Moğolların ve
bazı Türk boylarının da yardımıyla, Hunların hakimiyetine son verdiler. Büyük
Hun İmparatorluğu, tarihte bilinen eski imparatorlukların en büyüğüydü.
Siyerpiler'le yaptıkları savaşları kaybettikten ve Asya'daki Büyük Hun
İmparatorluğu dağıldıktan sonra, Hunların bir kısmı, Dinyeper nehriyle Aral
Gölünün doğusu arasındaki bölgeye yerleştiler ve 4. yüzyılın ortalarına kadar
orada yaşadılar. Çin'den gelen Hun kitleleriyle çoğalan ve uzunca bir süre
sakin bir hayat yaşamak suretiyle güçlenen bu Hunlar, iklim değişikliği ve
geçim şartlarının bozulması sebebiyle, bu tarihten itibaren Batı'ya göç etmeye
başladılar. O tarihlerde, Karadeniz kuzeyindeki düzlükler, bir Cermen kavmi
olan Gotların işgali altındaydı. Don-Dinyeper nehirleri arasında Doğu Gotları
(Ostrogotlar), batısında ise Batı Gotları (Vizigotlar) bulunuyordu. Daha batıda
Transilvanya ve Galiçya'da Gipidler, bugünkü Macaristan'da Tisa Nehri
havalisinde Vandallar vardı. Hun başbuğu Balamir'in idaresinde, hayret edilecek
bir hareket kabiliyeti ve gelişmiş bir süvari taktiğiyle hareket eden Hunlar,
Önce Doğu, sonra da Batı Gotlarla karşılaştı. Yerlerinden kopan bu kavimler,
batıya doğru hızla akarak, Roma İmparatorluğu topraklarını, Kuzey Karadeniz'den
İspanya’ya kadar her tarafı alt üst ettiler. Böylece, Avrupa'nın etnik
manzarasını değiştiren ve tarihte Kavimler Göçü denilen hadise meydana geldi.
Âni ve şiddetli Hun darbelerinin, beklenmedik şekilde ortaya çıkan Hun akıncı
birliklerinin, Doğu Avrupa kavimleri arasında uyandırdığı dehşet, Batı
dünyasında büyük yankılar yaptı. Hunlar aleyhine, Latin ve Grek kaynaklarından
inanılmaz rivayet ve hikâyelerin çıkmasına ve yayılmasına sebep oldu.
Hunlar, 378 yılı baharında Tuna'yı geçtiler ve Romalılardan direniş görmeksizin
Trakya'ya kadar ilerlediler. Bu arada daha büyük bir Hun kütlesi, Kafkaslar
üzerinden Anadolu'ya yöneldi. Bu ikinci akıncı kolu, Güney Anadolu'dan
Suriye'nin Akdeniz kıyılarına ve Kudüs'e kadar yıldırım hızıyla ilerledi.
Sonbahar'da aynı yoldan Azerbaycan'a döndü. Batı'da ise Balamir'in oğlu
Ildız'ın komutasındaki Hun süvari birlikleri, Bizans İmparatorluğunu barışa
zorladı. Ildız'dan sonra Hun tahtına geçen Karaton ve Rua zamanlarında da
Bizanslılar, Hunlara vergi ödedi. Rua'nın 434'te ölmesi üzerine devletin başına
Attila geçti. Attila zamanında Hunların hakimiyeti, Volga Nehrinin doğusundan
bugünkü Fransa'ya kadar uzandı. Yönetimleri altında, çeşitli Türk boyları da
dahil olmak üzere kırk beş kavim yaşıyordu. Bunların çoğu, şimdiki Avrupa
milletlerinin dedeleridir. Bizans, Hunlara verdiği vergiyi üç katına çıkardı.
Attila, 451'de Hıristiyan dünyasının merkezini zaptetmek üzere, yüz bin kişilik
ordusuyla Roma önüne geldi. Ancak, Attila'nın önünde diz çöken ve Roma'nın
kendisine boyun eğdiğini bildiren papa, kentin kurtarılmasını sağladı.
Attila'nın ölümünden sonra tahta çıkan oğulları Ilek, Dengizik ve Irnek dönemlerinde,
Hun birliği parçalandı. Ayaklanan Cermen kavimleriyle yapılan savaşlar, Hunları
yordu. Sonuçta Orta Avrupa'da tutunmanın zorluğunu gören Irnek, Hunların büyük
kısmı ile, Bizans'tan geçiş izni alarak Karadeniz'in batı kıyılarına döndü.
Irnek idaresindeki Hunların, önce Güney Rusya düzlüklerinde görülen, sonra
Balkanlarda ve Orta Avrupa'da birer devlet kuran Bulgarlarla Macarların
oluşumunda büyük rol oynadığı anlaşılmaktadır. Geleneklere göre, Bulgar Türk
Devletinin kurucusu Dulo sülalesiyle Macar kabilelerini Tuna boyuna getirerek
orada yerleştiren Arpad Hanedanı, Irnek'i ata tanımaktadırlar.
Hunların büyük kısmı, Volga'dan batıya geçerken, onlardan bir kısmı olduğu
ileri sürülen Ak Hunlar 4. yüzyılda Batı Türkistan'a göçerek, burada Ak Hun
devletini kurmuşlardı. Ak Hunlar, 441 senesinde Semerkant, Buhara ve Belh
çevresini ele geçirerek, Iran Sâsânî Devletiyle komşu oldular. Bir süre sonra
Horasan'a sefer düzenleyen Türkler, Sâsânî hükümdarı Şehinşah Firûz'u mağlup
ettiler. Ak Hunlar, bu parlak zaferden sonra tam bir asır Türkistan ve
Afganistan'ın kudretli hâkimi olarak hüküm sürdüler. 6. Asrın başlarında Ak
Hunlar, ülkelerini Göktürklere bırakmak zorunda kalarak, onların tâbiiyeti
altına girdiler.
M.S. 3. yüzyıl başlarında, Türklerin Tabgaç Hanedanı Kuzey Çin'de güçlü bir
siyasî teşekkül meydana getirerek, Asya Hunlarının yerini aldı. Tabgaç
hakimiyeti, hükümdar Kuei zamanında (385-409) Pekin'e kadar uzandı. Bu durum,
Tabgaçların Çin'le çok fazla yakınlık kurmalarına ve onların hayatlarına
alışmalarına yol açtı. O kadar ki, bazı Tabgaç yabguları, Çinlilere
hayranlıkları yüzünden kendi halklarını ve kültürlerini hor gördüler. Bu durum
Tabgaçların Çin kültürü ve Çin kalabalığı içinde eriyip gitmelerine sebep oldu.
Onların yerine 4. asrın sonunda, iktidar, Avar hanedanının eline geçti.
Avar Türkleri, önceleri Hun ve Tabgaç hanedanlarının hakimiyeti altında
yaşıyorlardı. Tabgaç iktidarının zayıflamasıyla Orta Asya hakimiyetini ele
geçiren Avar Hanedanı, 4. yüzyıl sonundan 6. yüzyıl ortasına kadar devam etti.
Avar kağanları hem doğuda, hem batıda fetihler yapmışlar, esas olarak Çin'le
uğraşmışlardır. Avar Devleti, Onabay Kağan zamanında Göktürklerin isyanı
üzerine yıkıldı (552). Göktürkler karşısında uğranılan başarısızlık üzerine,
Avar kitleleri batıya doğru çekildiler.
558 yılında, Sabar hakimiyetini yıkıp, Kafkaslara doğru ilerlediler. Buradaki
İranlı Alanları egemenlikleri altına aldıktan sonra, Bizans'a elçi göndererek
yıllık vergi ve kendilerinin yerleşebilecekleri arazi istediler. Bu arada
Dalmaçya'da ve Balkanlar'da geniş çaplı bir fetih hareketine giriştiler. Bizans
İmparatoru, Avar akınını durdurmak maksadıyla, Aşağı Tuna havzasında, başta
Antlar olmak üzere, bazı Slav ülkelerinde bir set kurmaya çalıştı. Fakat 562'de
bu engeli rahatlıkla aşan Avarlar, Bizans'la sınırdaş oldular. Avrupa içlerine
büyük akınlarda bulundular. Bizans İmparatorunun vergi ödememesi üzerine Orta
Karpatlara girdiler. 568'de, bugünkü Macaristan'ı tamamen hakimiyetleri altına
aldılar. Böylece Orta Avrupa'da büyük Avar İmparatorluğu kuruldu. Devletin
sınırları, Elbe Vadisi ve Alp Dağlarından Don Nehrine kadar uzanıyordu.
Avar Hakanlığının iki yüz yıl kadar süren hakimiyeti devrinde en mühim askerî
teşebbüsleri, İstanbul’u kuşatmalarıdır. 619 ve 626 yıllarında iki defa olmak
üzere, Sâsânîlerle ortak yapılan bu kuşatmalar çok şiddetli geçti. Surlar
önünde çarpışmalar günlerce sürdü. Ancak Avar ordusu kuşatmadan, donanması
olmadığı için bir sonuç alamadı. Güç şartlar altında çekilmek zorunda kaldı.
Avarların, Bizans başşehrinde büyük heyecan uyandıran özellikle ikinci
harekâtı, tarihî birtakım hâtıralar da bıraktı. Avarların çekildiği gün,
Bizans'ta bayram ilan edildi ve kiliselerde âyinler asırlarca devam etti. Diğer
taraftan İstanbul kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması, Avar Hâkanlığının
îtibarını sarstı. Tâbi kavimler başkaldırmaya ve dağılmaya başladılar. Uzun
mücadeleler neticesinde, Balkanlar Bulgaralara, Tuna-Sava bölgesi Hırvat-Sloven
gibi Slav kabilelerine, Bohemya sahası da Çeklerin atalarına terk edildi.
Zayıflayıp küçülmesine rağmen Avar Hakanlığı, yaklaşık 170 yıl daha varlığını
korudu. Fakat, 791'den itibaren Frank İmparatorluğunun amansız hücumları
sonunda tamamen ortadan kalktı(805). Parçalanan Avar grupları, Doğu Macaristan
ve Balkanlara dağılıp kısa zamanda Hıristiyanlaşarak ve dillerini unutarak
yerli halk içinde eridi.
Türk sözünü ilk defa resmî devlet adı olarak kullanan ve onu bütün bir millete
ad olarak vermek şerefini kazanan Göktürk Kağanlığı, Doğu Sibirya'daki Yakut
Türkleriyle batıdaki Oğur (Bulgar) Türklerinin bir bölümü dışındaki Türk asıllı
bütün kütleleri, kendi idarelerinde birleştirdiler.
Göktürklerin tarih sahnesine çıktıkları sıralarda, Altay Dağlarının doğu
eteklerinde, toplu bir halde, geleneksel sanatları olan demircilikle
uğraştıkları ve Juan-Juan Devletine silah imal ettikleri bilinmektedir. 552'de
Juan-Juan Devletinin çökmesi üzerine Göktürklerin boy beyi Uluç Yabgu'nun
oğulları Bumin ve Istemi Kağanlar, Ötüken merkez olmak üzere devleti kurdular.
Avar Kağanlığını yıktılar. Bumin Kağan, devletin doğu bölgesine, Istemi Kağan
da batı bölgesine hükümdar oldu.
Doğu Göktürkler, siyasî bakımdan hep Çin'le karşı karşıya geldiler. Çin'le sık
sık savaşlar yapılıyor, arada uzun sürmeyen barış dönemleri geliyordu. Doğu
Göktürk Devletinin başına Bumin Kağan'dan sonra sırasıyla, Istemi Kağan, Kara
Kağan, Muskan Kağan, Tapo Kağan, Işbara Kağan, Çur Bağa Kağan, Tulan Kağan,
Bilge Tardu Kağan, Türe Kağan, Şipi Kağan, Çuluk Kağan ve Kara Kağan geçti. Bu
Göktürk kağanları da önceki Türk hükümdarları gibi, Çinli prenseslerle
evleniyorlardı. Çinliler ise zaman zaman gönderdikleri elçilerle, zaman zaman
da bu Çinli hâtunlar sayesinde Göktürk ülkesinde siyasî karışıklıklar ve
parçalanmalar meydana getirebiliyordu. Nitekim Çinli Içing Hâtunla evlenen Kara
Kağan, onun etkisinde kalarak Çin'e savaş açtı (630). Yapılan savaşlardan
birinde Kara Kağan esir düştü ve Türkler, Çin hakimiyetini tanımak zorunda
kaldılar.
Göktürklerin en buhranlı zamanında açılan bu savaş, Kara kağan ve onbinlerce
Türkün esareti ve devletin yıkılmasıyla sonuçlandı.
582'de Doğu Göktürk Hakanlığından kesin olarak ayrılan; Ötüken, Batı
Moğolistan, Aral Gölü havalisi, Kaşgar, Mâverâünnehir ve Merv'e kadar Horasan
sahaları üzerinde hakim bulunan Batı Göktürk Hakanlığının hakimiyeti de uzun
sürmedi. Tardu Kağan'dan sonra ülke, şehzadeler arasında taht kavgalarına sahne
oldu. Nihayet 630 yılı Doğu Göktürklerinin olduğu gibi Batı Göktürklerinin de
Çin hakimiyeti altına girdiği bir devir oldu.
630-680 yılları arasındaki 50 yıllık zaman, Göktürklerin bağımsızlıklarını
kaybettikleri bir mâtem devresi oldu. Her ne kadar Orta Asya'da Türkler
varlıklarını, dil, inanç ve geleneklerini korumuşlarsa da, müstakil bir
devletten mahrumiyet, Göktürkler için haysiyet kırıcı bir ıstırap kaynağıydı.
Kitabelerden anlaşıldığına göre, Göktürkleri bu felâkete düşüren sebepler üç
noktada toplanmaktadır:
1. Sonra gelen devlet adamlarının kötü idaresi. "Kağan bilge imiş, cesur
imiş; buyrukları bilge imiş, cesur imiş. Beyleri de kavmi de iyi imiş, böylece
ülkeyi tutup töreye göre tanzim etmişler. Sonra kardeşler, oğullar kağan olmuş,
küçük kardeş büyük kardeş gibi olmadığı, oğul babası gibi olmadığı için,
bilgisiz kağanlar tahta oturmuşlar, buyrukları da bilgisiz, fena imiş... Türk
beyler, Türk adını atmışlar, Çin beylerinin adını almışlar. Çin hakanına boyun
eğmişler, elli yıl işlerini güçlerini ona vermişler."
2. Türk kavminin yanlış tutum ve davranışı. "Türk budunu... Sen aç olduğun
zaman tokluğunu düşünemezsin, tok olduğun zaman açlık nedir bilmezsin. Bu
sebeple hakanın iyi sözlerine kulak vermedin, yurdundan ayrıldın, harap, bitkin
düştün. Müstakil hanlığına karşı kendin yanıldın. Doğuya gittin, batıya gittin,
kutlu yurt Ötüken'i terk ederek gittiğin yerlerde ne yaptın? Su gibi kan
akıttın. Kemiklerin dağlar gibi yığıldı. Türk budunu, kendi hakanını bıraktı,
hüküm altına girdi. Hüküm altına giren Türk budunu öldü, mahvoldu."
3. Çinlilerin bölücü ve yıkıcı propagandası. "Çin kavminin sözü tatlı,
hediyesi güzel imiş. Tatlı sözü, güzel hediyesi, uzak kavimleri yaklaştırır
imiş. Sonra da fesat bilgisini orada yayarmış. İyi, bilge kişiyi yürütmez imiş.
Onun tatlı sözüne, güzel hediyesine kapılan çok Türk kavmi öldü."
Millet, kendisine de şöyle sesleniyordu: "Ülkeli bir kavim idim, şimdi
ülkem nerede? Hakanlı bir kavim idim, hakanım nerede?" Bu düşünceler
içindeki Türk prensleri, zaman zaman ihtilâl girişimlerinde bulundularsa da,
hepsi kanlı bir biçimde bastırıldı. Bu hareketler arasında en hayret verici
olanı, 639 yılında Kürşad'ın ihtilâl teşebbüsüdür. T'ang imparatorunun saray
muhafız kıtası subaylarından olan Göktürk prensi Kürşad, Türk devletini
diriltmek için, 39 arkadaşı ile gizlice anlaştı. Bazı geceler şehirde dolaşmaya
çıkan imparator, yakalanarak kaçırılacaktı. Fakat plânın tatbik edileceği gece ansızın
patlayan fırtına yüzünden, İmparator saraydan çıkmadı. Kararın geciktirilmesini
mahzurlu gören Kürşad ve arkadaşları bu defa doğruca saraya yürüdüler. 40 Türk,
sarayı ele geçirip, başkente hakim olmayı düşünüyorlardı. Yüzlerce muhafız
telef edildiyse de, dışarıdan sevk edilen orduyla başa çıkılamadı. Bunun
üzerine saray ahırlarından seçme atları alarak Vey Irmağına doğru çekildiler.
Ancak, fırtına ve sel, köprüleri de yıkıp götürmüştü. Irmak kenarında Çin
ordusuyla savaşa tutuşan Kürşad ve arkadaşları, birer birer ecel şerbetini
içerek bu dünyadan göçtüler.
Kürşad liderliğindeki kırk yiğit başarısız kaldılarsa da, Türk milletinin
kalbindeki sönmez istiklâl ateşini tutuşturdular. Onlardan sonra bu ateşle
yanan Türkler, her fırsatta baş kaldırdılar. Birkaç kez daha başarısız ihtilâl
girişiminden sonra, nihayet 682 yılında Kutlug Şad, etrafına topladığı
Türklerle bağımsızlığını ilân etti. Dağılmış boyları bir araya topladı. Bu
sebeple Ilteriş unvanını aldı. Çinli bir prensesle değil, bir Türk kızıyla evlendi.
Bilge Han ve Kültigin adında iki oğlu oldu. Kutlug ölünce yerine kardeşi
Kapagan Han kağan oldu. Yirmi iki yıl saltanat süren Kapagan Kağan'ın ölümünden
sonra ülke karışıklıklar içinde kaldı. Bunun üzerine Ilteriş Kutlug Kağan'ın
oğulları Bilge Han ve Kültigin birleşerek idareyi ele aldılar. Bilge Han kağan,
Kültigin ise ordu kumandanı oldu. Böylece Türk tarihinde ilk defa iki kardeş,
devlet idaresinde birlikte hareket etmiş ve hiçbir kıskançlık duymadan
birbirlerine yardım etmiş oluyorlardı. Bilge Kağan ile Kültigin, iç ve dış
bütün tehlike ve tehditleri ortadan kaldırdılar. Başkaldıran herkese boyun
eğdirdiler. Ülkenin, milletin ve devletin birliği sağlandı.
Göktürkler devrinin en önemli eseri, Orhun Âbideleri'dir. Göktürk yazısı ile
yazılan üç âbide, 725-735 yılları arasında diktirilmiştir. Burada Bilge Kağan
ile kardeşi başkumandan Kültigin'in ve Bilge Kağan'ın kayınpederi olan Vezir
Bilge Tonyukuk'un bir ara Çin esaretine düşen Türk devletini yeniden
kalkındırmak için gösterdikleri gayretler anlatılır ve gelecek Türk
nesillerinin bu tecrübelerden faydalanmaları istenir. Ayrıca istiklâl fikri
verilir. 745'te Göktürklerin yıkılması üzerine, Uygur hanedanı, büyük Türk
Hakanlığı tahtına geçti. Uygurlar devrinde, Türkistan tamamen Türkleşti ve
İranlı unsurlar, dillerini bırakarak eridi. Bir kısmı da batıya çekildi. 840'ta
kuzeyden gelen Kırgızlar, Uygurları bugünkü Moğolistan'dan sürünce, Doğu
Türkistan'a yerleştiler. İlk Uygur hakanı olan Kutluk Bilge Kül Kağan,
atalarının inancındaydı.
Uygurlar devrinde Türklük, bir din arayışına girdi. Aralarında Maniheizm,
Budizm, hattâ Hristiyanlık yayıldı. Bu devirde Türkler yerleşik medeniyete
geçerek, Doğu Türkistan'da pek çok şehir kurdular ve kurulu şehirleri
genişlettiler. Uygur alfabesiyle binlerce eser tercüme edildi. Kâğıt ve matbaa
kullandıkları için, bazı kitapları günümüze kadar ulaşan Uygurlar, bugünkü
Moğolistan'ı kaybettikten sonra imparatorluk olmaktan çıktılar. Türkistan ve
Kansu'da yaşayan bir Türk hânedanıyken 840'ta Karahanlı hakimiyetine girdiler.
468'den 965'e kadar, diğer bir Türk kavmi olan Hazarlar, Kuzey Karadeniz ve
Kafkasya'da, kudretli, yüksek kültürlü bir hakanlık kurdular. Bir kısmı
Müslüman olan Hazarların kağan denilen hakanları, daha çok Musevî dinine
girdiler ve bu dine giren yegâne Türk kitlesini teşkil ettiler.
Diğer taraftan, Avarlar'dan sonra 10. asırda Peçenekler, Balkanlar ve
Karadeniz'in kuzeyinde güçlü bir devlet kurdular. Peçenekleri takiben, Uzlar ve
Kıpçaklar Avrupa'ya yerleşerek, Balkanlar'da bir müddet hakimiyet sürdükten
sonra, Hıristiyan olup Slavlaşarak Türklüklerini kaybettiler.
8. asırla 13. asır arasında yaşayan en tanınmış Türk kavimleri; Uygurlar,
Kırgızlar, Kıpçaklar, Karluklar, Peçenekler ve Oğuzlardı. Uygurlar, Göktürkler
zamanında Altay Dağlarının kuzeydoğusunda yaşıyorlardı. 745'te Göktürk
hânedanına son vererek, kendi hânedanlıklarını kurdular. Göktürkler zamanında
Baykal Gölü ile Yenisey arasındaki Sayan Dağları havalisinde yaşayan Kırgızlar,
daha ziyade mavi gözlü ve sarışın idiler. 9. ve 10. asırda, Müslüman tüccarlar
vasıtasıyla Islamı kabul ettiler. Kıpçaklar, Büyük Kıymek kavminin en önemli
koluydu. 11. asrın ikinci yarısında Sirüderya Irmağının kuzeyindeki bozkırın
önemli bölümüne hakim oldular. Moğol istilâsı sırasında esir alınan genç Kıpçak
Türkleri, Islâm ülkelerine satılmıştır. Bunlar; Bağdat Abbasî halifeleri,
Türkiye Selçukluları ve Eyyubîlerin hâssa ordularında hizmet etmişler ve 1250
yılında, Mısır'da asırlarca devam edecek olan Memlûk Devletini kurmuşlardır.
Karluklar, Göktürk İmparatorluğuna dahil en önemli Türk kavimlerinden
birisiydi. Göktürkler zamanında Balkaş Gölü'nün doğu kıyıları ile Kara Irtiş
Irmağı kıyılarında oturuyorlardı. 9. asrın ortalarından 13. asra kadar Ceyhun
ve Tarım Irmağı ve Balkaş Gölü arasındaki Türk ülkelerini idare eden Karahanlı
Hânedanı Karluk kavmindendir.
Oğuzlar, Türk câmiâsının belkemiğini teşkil eden en mühim ve en büyük koldur.
Tarihteki en büyük ve en muhteşem devletleri onlar kurdular. Göktürkler,
Selçuklular ve Osmanlılar, Oğuzlar'ın birer koluydu.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!