24/1/2008 · Kategori: Dogu Turkistandan Haberler
Bakan Günay "Sürgün ve Ölüm" Belgeselini İzledi
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Sürgün ve Ölüm" İsimli Belgeselin Galasında Yaptığı Konuşmada, "Hiç Kimse Doğduğu Topraklardan Kendi İradesinin Dışında Kopmak Zorunda Bırakılmasın. Allah Kimseyi Vatanından Cüda Etmesin" Dedi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Sürgün ve Ölüm" isimli belgeselin galasında yaptığı konuşmada, "Hiç kimse doğduğu topraklardan kendi iradesinin dışında kopmak zorunda bırakılmasın. Allah kimseyi vatanından cüda etmesin" dedi.
Zeytinburnu Belediyesi tarafından hazırlanan "Sürgün ve Ölüm" belgeselinin galası Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Salonu'nda yapıldı. Galaya, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, Turkuaz Hareketi Lideri Ali Müfit Gürtuna, eski İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş, manken Vahe Kılıçarslan ve çok sayıda davetli katıldı. Sunuculuğunu Bedirhan Gökçe'nin yaptığı gala gecesinde konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Hiç kimse doğduğu
topraklarda kendi iradesinin dışında kopmak zorunda bırakılmasın. Allah kimseyi vatanından cüda etmesin. Akif ne kadar güzel söylüyor. Akif de kendi doğduğu topraklardan gelip bu mukaddes vatanımızın istikbali için sokak sokak, meydan meydan dolaşmış bir büyük vatanseverdir. 'Canı cananı alsın da hüda, etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda' diyor. Bu gerçekten insan içine işleyen bir niyazdır. Ve ben bu niyazı tekrarlıyorum" dedi.
Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, "Bu belgeselin gerçekleşmesinde Zeytinburnu halkının maddi ve manevi çok büyük katkısı olmuştur" diye konuştu. Başkan Aydın'ın konuşmasından sonra, davetlilere çekilen belgeselin tamamı izletildi.
- "BELGESEL, SOYKIRIM İDDİALARINA CEVAP NİTELİĞİNDE"
Belgeselde, Türklerin 500 yıllık vatanlarından sürülüşünün kan, gözyaşı ve acı dolu öyküsü çarpıcı fotoğraf ve görüntülerle dünya kamuoyunun gündemine taşınıyor. Balkanlar başta olmak üzere Kafkasya, Kırım ve Doğu Türkistan'dan göçe zorlanan milyonlarca Türkün sessiz çığlığının yankılandığı "Sürgün ve Ölüm" adlı belgesel, "Türkler soykırım yapmıştır" iddiaları ile kafaları bulandıranlara bir cevap olduğu belirtildi. Belgeselin, asıl soykırımın Türklere karşı işlendiği gerçeğini en çarpıcı belge ve
görüntülerle ortaya koyduğu bildirildi. Vatan edindikleri topraklardan bin bir türlü işkence ve zulümle uzaklaştırılan, milyonlarcası yollarda hayatını kaybeden Türklerin son 150 yılı büyük acılarla dolu. Bu büyük sürgün sırasında 5.5 milyon Türk ve Müslüman hayatını kaybetti, 10 milyona yakını evinden, yurdundan oldu. 150 yılda yaşanan acılar, 'Sürgün ve Ölüm' belgeseliyle ilk kez gün yüzüne çıkıyor.
"Sürgün ve Ölüm" dillerini, dinlerini, namuslarını korumak için yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan sürülen milletimizin, acılarla, ihanetlerle, işkencelerle dolu göçünü, belgeler ve tanıklarıyla anlatan çarpıcı bir belgesel film. Tarihte gün ışığına çıkmayan ya da unutulan olayların sessiz tanıklarının dramı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilen belgesel filmin yapımcılığını Zeytinburnu Belediyesi üstlenirken, yönetmenliğini Ahmet Okur yaptı. Filmin senaryosu Cemil Yavuz'a, müzikleri ise Ali Otyam'a
ait.
- BELGESEL FİLMİ İÇİN 500 SAATLİK ÇEKİM YAPILDI
Türklerin başta Balkanlar olmak üzere Kafkasya, Kırım ve Doğu Türkistan'dan tehciri, ilk kez bu kadar kapsamlı bir çalışmayla dile geliyor. "Sürgün ve Ölüm" adını taşıyan belgeselde, Osmanlı'nın son 150 yıllık döneminde soykırım, baskı ve işkence yapılarak göçe zorlanan insanların dramı anlatılıyor. 3 yılda 130 kişilik ekiple çekilen film için Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Romanya, Ukrayna, Kırım, Avusturya, Moldova ve Macaristan'da 114 bin km yol kat
edildi. 13 ülke, 53 şehir ve 169 köyde çekimler gerçekleştirildi. 9 bölümden oluşan belgesel için göçü yaşayan 350 kişiyle röportaj yapıldı. Fotoğraf ve belge araştırmaları sonucu çeşitli ülkelerden temin edilen toplam 9 bin adet fotoğraf, belgeselde kullanılmak üzere seçildi. Canlandırmaların da yapıldığı çekimler boyunca, 130 kişilik çekim ekibi, 780 adet figüranla çalışıldı. Bin adet kostüm diktirildi, 2 bin adet aksesuar hazırlandı. Her bölümü 60 dakikadan oluşan belgesel için 500 saatlik çekim
yapıldı.
Sinema tadında çekilen belgeselin ilk bölümü aynı zamanda diğer bölümlerin de özeti niteliğinde. Orta Asya'dan başlayıp Osmanlı Dönemi'ne kadar Batı'ya yapılan göçler, ardından geriye dönüş diyebileceğimiz günümüze uzanan hüzün dolu göçler, belgelerle izleyiciye sunuluyor. Televizyon için hazırlanan belgeselde; Kırım, Makedonya, Yunanistan, Doğu Türkistan, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Kosova ve iç göç anlatılıyor. Aralarında Prof. Dr. Kemal Kapat, Prof. Dr. Yusuf Hamzaoğlu, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ve Prof.
Dr. Mehmet Saray gibi isimlerin bulunduğu birçok bilim adamının görüşüne başvuruldu.
(MY-CİN-KK-KK-Y) (İhlas Haber Ajansı) 24.01.2008 01:35
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
14/11/2007 · Kategori: Harita ve Bayraklar
1- TÜRKİYE CUMHURİYETİ
2- KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ
3- NAHCİVAN ÖZERK CUMHURİYETİ
4- AZERBAYCAN CUMHURİYETİ
5- TÜRKMENİSTAN CUMHURİYETİ
6- ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİ
7- KAZAKİSTAN CUMHURİYETİ
8- KIRGIZ CUMHURİYETİ
9- ALTAY TÜRKLERİ
10- HAKAS CUMHURİYETİ
11- TUVA CUMHURİYETİ
12- SAHA-SİRE (YAKUTİSTAN) CUMHURİYETİ
13- BAŞKURDİSTAN CUMHURİYETİ
14- TATARİSTAN CUMHURİYETİ
15- ÇUVAŞİSTAN CUMHURİYETİ
16- BOSNA HERSEK
17- DOĞU TÜRKİSTAN
18- SARI UYGUR VE SALUR TÜRKLERİ
19- DAĞISTAN TÜRKLERİ
20- KUMUK TÜRKLERİ
21- ÇEÇENİSTAN CUMHURİYETİ - İNGUŞETYA CUMHURİYETİ
22- KABARTAY-BALKAR TÜRKLERİ
23- KARAÇAY - ÇERKES ÖZERK CUMHURİYETİ
24-ABHAZYA
25- ACARA TÜRKLERİ
26- AHISKA TÜRKLERİ
27- KIRIM MUHTAR CUMHURİYETİ (KIRIM TATAR TÜRKLERİ)
28- GAGAVUZ ÖZERK BÖLGESİ
29- BATI TRAKYA TÜRKLERİ
30- MAKEDONYA TÜRKLERİ
31- KOSOVA TÜRKLERİ
32- BATI VE ORTA AVRUPA'DA YAŞAYAN TÜRKLER
33- FİNLANDİYA TÜRKLERİ
34- SAHA TÜRKLERİ
35- DOĞU SİBİRYA TÜRKLERİ
36- TOBOL TÜRKLERİ
37- TATAR TÜRKLERİ
38- BAŞKURT TÜRKLERİ
39- MİŞER TÜRKLERİ
40- NOGAY TÜRKLERİ
41- STAVROPOL TÜRKLERİ
42- GÜNEY AZERBAYCAN TÜRKLERİ
43- IRAK TÜRKLERİ
44- SURİYE TÜRKLERİ
45- HORASAN TÜRKLERİ (TÜRKMENLERİ)
46- AFGANİSTAN TÜRKLERİ
47- TACİKİSTAN TÜRKLERİ
48- KAŞGAY TÜRKLERİ
49- HAMSE TÜRKLERİ
50- MOĞOLİSTAN HOTUN TÜRKLERİ
51- MOĞOLİSTAN KAZAK TÜRKLERİ
52- ABD VE KANADA'DA YAŞAYAN TÜRKLER
53- AVUSTURALYA'DA YAŞAYAN TÜRKLER
54-ŞOR TÜRKLERİ
55- KARAKALPAKLAR
56- TELEÜT TÜRKLERİ
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
13/11/2007 · Kategori: Harita ve Bayraklar
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
13/11/2007 · Kategori: Harita ve Bayraklar
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
13/11/2007 · Kategori: Harita ve Bayraklar
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
13/11/2007 · Kategori: Turklerin Tarihi
Büyük Türk Devletleri
Büyük Hun İmparatorluğu/M.Ö. 4. asır - M.S. 48
Avrupa (Batı) Hun İmparatorluğu/374-496
Ak Hun (Eftalit) İmparatorluğu/4. asır sonları - 577
Birinci Göktrük İmpararorluğu/552-582
Doğu Göktürk İmparatorluğu/582-630
Batı Göktürk İmparatorluğu/582-630
İkinci Göktürk İmparatorluğu/681-744
Uygur İmparatorluğu/744-840
Avrupa Avar İmparatorluğu/6. asır - 805
Hazar İmparatorluğu/7. asır - 965
Karahanlılar Devleti/840-1042
Gazneliler Devleti/962-1187
Büyük Selçuklu Devleti/1038-1194
Harezmşahlar Devleti/1097-1231
Osmanlı Devleti/1299-1922
Timurlular Devleti/1370-1506
Bâbürlüler (Gürgâniyye) Devleti/1526-1858
Devletler
Kuzey Hun Devleti/48-156
Güney Hun Devleti/48-216
Birinci Chao Hun Devleti/304-329
İkinci Chao Hun Devleti/328-352
Hsia Hun Devleti/407-431
Kuzey Liang Hun Devleti/401-439
Lov-lan Hun Devleti/442-460
Tabgaç Devleti/386-557
Doğu Tabgaç Devleti/534-557
Batı Tabgaç Devleti/534-557
Doğu Türkistan Uygur Devleti/911-1368
Liang Şa-t'o Türk Devleti/907-923
Tana Şa-t'o Türk Devleti/923-936
Tsin Şa-t'o Türk Devleti/937-946
Kan-çou Uygur Devleti/905-1226
Türgiş Devleti/717-766
Karluk Devleti/766-1215
Kırgız Devleti/840-1207
Sabar Devleti/5. asır - 7. asır arası
Dokuz Oğuz Devleti/5. asır sonu - 6. asır sonu
Otuz Oğuz Devleti/5. asır sonu - 6. asır sonu
Basar-Alan Türk Devleti/1380-?
Doğu Karahanlı Devleti/1042-1211
Batı Karahanlı Devleti/1042-1212
Fergana Karahanlı Devleti/1042-1212
Oğuz-Yabgu Devleti/10. asrın ilk yarısı - 1000
Suriye Selçuklu Devleti/1092-1117
Kirman Selçuklu Devleti/1092-1307
Türkiye Selçuklu Devleti/1092-1307
Irak Selçuklu Devleti/1157-1194
Eyyubîler Devleti/1171-1348
Delhi Türk Sultanlığı/1206-1413
Mısır Memlûk Devleti/1250-1517
Karakoyunlu Devleti/1380-1469
Akkoyunlu Devleti/1350-1502
Beylikler
Tulûnlular/868-905
İhşidîler/935-969
İzmir Beyliği/1081-1098
Dilmaçoğulları Beyliği/1085-1192
Danişmendli Beyliği/1092-1178
Saltuklu Beyliği/1092-1202
Ahlatşahlar Beyliği/1100-1207
Artuklu Beyliği/1102-1408
İnaloğulları Beyliği/1098-1183
Mengüçlü Beyliği/1072-1277
Erbil Beyliği/1146-1232
Çobanoğulları Beyliği/1227-1309
Karamanoğulları Beyliği/1256-1483
İnançoğulları Beyliği/1261-1368
Sâhib Atâoğulları Beyliği/1275-1342
Pervâneoğulları Beyliği/1277-1322
Menteşeoğulları Beyliği/1280-1424
Candaroğulları Beyliği/1299-1462
Karesioğulları Beyliği/1297-1360
Germiyanoğulları Beyliği/1300-1423
Hamidoğulları Beyliği/1301-1423
Saruhanoğulları Beyliği/1302-1410
Aydınoğulları Beyliği/1308-1426
Tekeoğulları Beyliği/1321-1390
Eretna Beyliği/1335-1381
Dulkadıroğulları Beyliği/1339-1521
Ramazanoğulları Beyliği/1325-1608
Doburca Türk Beyliği/1354-1417
Kadı Burhaneddin Ahmed Devleti/1381-1398
Eşrefoğulları Beyliği/13. asır ortaları - 1326
Berçemeoğulları Beyliği/12. asır
Yarluklular Beyliği/12. asır
Atabeylikler
Böriler/1117-1154
Zengîler/1127-1259
İl-Denizliler/1146-1225
Salgurlular/1147-1284
Hanlıklar
Büyük Bulgarya Hanlığı/630-665
İtil (Volga) Bulgar Hanlığı/665-1391
Tuna Bulgar Hanlığı/981-864
Peçenek Hanlığı/860-1091
Uz Hanlığı/860-1068
Kuman-Kıpçak Hanlığı/9. asır - 13. asır
Özbek Hanlığı/1428-1599
Kazan Hanlığı/1437-1552
Kırım Hanlığı/1440-1475
Kasım Hanlığı/1445-1552
Astrahan Hanlığı/1466-1554
Hive Hanlığı/1512-1920
Sibir Hanlığı/1556-1600
Buhara Hanlığı/1599-1785
Kaşgar-Tufan Hanlığı/15. asır başları - 1877
Hokand Hanlığı/1710-1876
Türkmenistan Hanlığı/1860-1885
Cumhuriyetler
Âzebaycan Cumhuriyeti/1918-1920
Batı Trakya Türk Cumhuriyeti-I/31 Ağustos 1913
Batı Trakya Türk Cumhuriyeti-II/1915-1917
Batı Trakya Türk Cumhuriyeti-III/1920-1923
Türkiye Cumhuriyeti/1923-...
Hatay Cumhuriyeti/1938-1939
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti/1983-...
Âzerbaycan Cumhuriyeti/1991-...
Kazakistan Cumhuriyeti/1991-...
Kırgızistan Cumhuriyeti/1991-...
Tacikistan Cumhuriyeti/1991-...
Özbekistan Cumhuriyeti/1991-...
Türkmenistan Cumhuriyeti/1991-...
///////alıntıdır/////
///////alıntıdır/////
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
19/9/2007 · Kategori: Dogu Turkistandan Haberler
HABER
DÜNYA 18.09.2007 10:09
ABD'nin Çin'den Talebi
ABD Temsilciler Meclisi,4 Uygur Türkü'nün serbest bırakılmasını istedi
TÜM HABERLER
Amerikan Temsilciler Meclisi, Çin Halk Cumhuriyeti'nden hapis cezasına çarptırdığı 4 Uygur Türkü'nü serbest bırakmasını talep eden bir karar aldı.
Uygur Türklerinin liderlerinden Rebiya Kadir'in oğullarından birinin 9 yıl hapis cezasına çarptırıldığı, 2 oğlunun da vergi kaçırmaktan tutuklu bulunduğu, bir başka Uygur Türkü olan Kanada vatandaşı Hüseyin Celil'in de terörizm suçlamasıyla ömür boyu hapse mahkum edildiği bildiriliyor.
Sözkonusu 4 kişinin serbest bırakılmasını isteyen Temsilciler Meclisi, Çin Halk Cumhuriyeti'ne "Uygur Türkleri'nin diline, kültürüne ve dinine yönelik baskılara son verilmesi" çağrısında da bulundu.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
19/9/2007 · Kategori: Dogu Turkistandan Haberler
TÜRKİYE DEVREYE GİRSİN ÇAĞRISI
Hüseyin Celil'in yargılandığı süre içinde Kanada'da çeşitli gösteriler ve toplantılar yapılmıştı. Celil'in ailesi, ömür boyu hapis kararının alınmasına Kanada hükümetinin ağır kalmasının neden olduğunu belirtiyor. Hüseyincan Celil'in eşi Kamile Telendibaeva da Türk hükümetinden acilen devreye girerek suçsuz eşini kurtarmasını istedi. Telendibaeva, 'Eşimin serbest bırakılması için çırpınıyorum. Bu konuda yardımı olabilecek herkesi bir şeyler yapmaya çağırıyorum' dedi. Uluslar arası Af Örgütü, Kanada yönetimini gerekli girişimde bulunmamakla suçluyor.
Yenişafak
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
19/9/2007 · Kategori: Makale Yorum
TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİNDE
DOĞU TÜRKİSTAN MESELESİ
Çin ile ilişkilerin, eşitlik, bağımsızlık, toprak bütünlüğüne ve egemenliğe saygı, iç işlerine karışmamak ve ortak yarar temelinde geliştirilmesi, Türkiye’nin samimi isteğidir. Zira bu temenniler Türk dış politikasının omurgasını teşkil etmektedir. Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin Diplomatik ilişkilerde bulunduğu ülkelerden aynı samimi yaklaşımları beklemesi doğal karşılanmalıdır.
Türkiye-Çin arasındaki diplomatik ilişkilerin, karşılıklı ziyaretler düzeyine gelmesi seksenli yılları bulmuştur. Fakat gerçekleşen ziyaretler sırasında ne yazık ki Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye’yi sürekli olarak Doğu Türkistan sorununun dış destekçisi olarak göstermiştir. Bu çerçevede karşılıklı gerçekleşen üst düzey ziyaretlerde sürekli Doğu Türkistan sorunu gündeme getirilmiş ve ikili ilişkilerin gelişmesinin ön şartı olarak ortaya konulmuştur.
Çin Hükümeti nedendir bilinmez, bölgede uyguladığı politikaları dikkate almadan, bu problemi sürekli Türkiye’de aramaya ve her fırsatta dile getirmeye çalışmıştır.
Geçen süre içersinde değişen tek şey, Çin yönetiminin 11 Eylül süreci sonrasında Doğu Türkistan meselesine ilişkin tanımlamalarında meydana gelmiştir. Daha önce Doğu Türkistan’daki Uygur olaylarını “Pantürkist” bir tehdit olarak tanımlayan Çin yönetimi, 11 Eylül saldırıları sonrasında, konjöktüre uygun yeni çerçeve belirlemiştir. Uluslar arası siyasi güçlerin desteğini almak amacıyla Çin yönetimi bu kez, Doğu Türkistan meselesini, Taliban ve El Kaide gibi uluslar arası İslamcı örgütlerle irtibatlı “Panislamist” bir terör hareketi şeklinde tanımlamaya başlamıştır.
Bu yeni tanımlamanın Çin-Türkiye ilişkilerine yansımasını beklemek elbette doğal ancak henüz böyle bir gelişmenin olmadığını, Çin’in hala “Pantürkist” tehdit söylemiyle Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye göç etmiş grup üzerindeki baskılarından anlayabiliyoruz.
Ankara’da ODTÜ‘de “Bahar Şenlikleri” adı altında kutlanan mezuniyet töreni sırasında, okulda öğrenim gören yabancı öğrencilerin kendi kültürlerini sergilemeleri amacıyla oluşturdukları standları gezerken, Doğu Türkistanlı Uygur öğrencilerin de açtıkları standı gördük. Ancak ilginç bir durum hemen dikkatimizi çekti. Her stantta ülke bayrakları yer almasına rağmen Uygur Türkü öğrencilerin standında olması gereken ve Doğu Türkistan’la özdeşleştirdiğimiz “Gök Bayrak”ın olmadığını, masanın alt taraflarına adeta gizlenmiş/saklanmış şekilde bulundurulduğunu gördük. Bunun nedenini sorduğumuzda ise öğrenciler, Gök Bayrağın asılmasının Çinli yetkililerce ODTÜ yönetiminin aranarak engellendiğini, bunun gibi birçok etkinlikte Gök Bayrağı asamadıklarını, zira Çin B.Elçiliği çalışanlarının direkt etkinliğin gerçekleştirileceği kurumun veya bölgenin idarecilerini arayarak uyarıda bulunduklarını, kendilerinin de Türkiye’ye Çin nezdinde sıkıntı vermemek için bayrağı asmadıklarını söylediler.
Anlatılanlardan 1965 yılında toplu şekilde Türkiye’ye göç eden Doğu Türkistanlı Uygur Türklerinin, Türkiye’deki kültürel etkinliklerinin bile yoğun baskı ile karşı karşıya kaldıklarını öğreniyoruz. Gazi Üniversitesi gibi “Yerli” ve “Milli” bir üniversitenin, düzenlenen bir konferans için tahsis edilen binanın kapılarını kapatarak her hangi bir açıklama yapmamış olması da endişe verici diğer bir gelişme. Peki Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri gerçekten Çin’de faaliyet gösteren siyasi gruplarla irtibatlı mı veya son dönem itibariyle söylendiği gibi İslamcı/şeriatçı yapılara mı mensuplar?..
Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri 1965’li yıllarda Türkiye Cumhuriyetinin aldığı bir kararla Pakistan’dan toplu şekilde Türkiye’ye göç etmişler. Yaklaşık 300 kişilik bir grup halinde Kayseri’ye yerleştirilen Doğu Türkistanlı Uygurlar burada Hoca Ahmet Yesevi mahallesinde yaşamaya başlamışlar. Geçen süre zarfında Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri, içersinde yaşadıkları “Ana Üst Kültürel Sistem” olan “Türkiye Türklüğü”ne entegrasyonlarını tamamlamış durumdalar. Bazı kültürel özellikleri dışında Kayserili bir Türkiye Türkünden farkları yok. Özellikle eğitimle kazandıkları statüler sonucunda gerçekleştirdikleri karışık/karma evliliklerle Türkiye Türklüğünün bir parçası haline gelmişler.
Siyasi kimliklerine gelince, öyle iddia edildiği gibi aşırı bir dini yapılanmaları veya bu gibi yapılanmalarla ilişkileri de yok. En azından laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyetinin varlığına inanmış, Atatürk cumhuriyetine ve ilkelerine gönülden bağlı insanlar. Tamamına yakını aşırılıkların fayda getirmeyeceğine inanmış. Hatta Çin dışında yaşayan Uygurları örgütleyen, para yardımı yapan, “Sürgünde Uygur Hükümeti” kuran ABD’ye karşı hisleri bile Türkiye Türkleri ile paralel. Yani K.Irak’taki gelişmeler nedeniyle ABD’den hoşlanmıyorlar. Toplu olarak değerlendirildiğinde Türkiye’deki D.Türkistanlı Uygur Türkleri, bilinen diaspora özellik ve tutumlarını sergilemiyorlar.
Tabidir ki Doğu Türkistanlı bir Uygur Türkü olarak, Çin sınırları içersinde yer alan geçmişteki vatanlarına ilişkin duyguları mevcut, ancak bu hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının önüne geçmiyor.
Zaman zaman Çin’e gidiyorlarmış ve oradaki gelişmelerin bir kısmından memnunlar ama hala yolunda gitmeyen şeylerin de olduğunu söylüyorlar. İstedikleri yegâne şey Doğu Türkistan’da insan yerine konulmak, insan muamelesi görmek. Kültürlerine, dini inançlarına ve bu inançların gerektirdiği ritüellere saygı duyulmasını bekliyorlar. Bağımsız bir Uygur devleti iddiaları yok. Orada yaşayan akrabaları için insan haklarının gözetildiği bir yönetim beklentisini taşıyorlar sadece.
Durum böyle iken Çin Halk Cumhuriyetinin Türkiye ve Türkiye’de yaşayan D.Türkistanlı Uygur Türklerine yönelik baskısı ne anlama gelmektedir? Anlamakta zorluk çekiyoruz.
Batıya açılma stratejisi olan Çin için Türkiye jeostratejik konumuyla vazgeçilemez bir ülke. Ayrıca enerji alanı olan Orta Asya bölgesindeki Türk cumhuriyetleriyle akbalık ilişkileri bulunan Türkiye, bahsedilen bölgelerde yapılacak yatırımlar için iyi bir ortak. Şunu da unutmamak gerekir ki; Doğu Türkistan sorununun ortadan kaldırılması için Türkiye’nin desteği de şarttır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, Balkanlardan Orta Asya’ya, Kafkaslardan Ortadoğu”ya kadar uzanan birçok bölgede yaşayan imparatorluk bakiyesi soydaş ve akraba unsurlar için hala “Manevi Kıble”dir.
Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerde Türkiye’nin çıkarlarına gelince; kabul etmek gerekir ki Çin büyük bir ülkedir ve BM Güvenlik Konseyinin üyesidir. Bu itibarla Türkiye açısından sorunlu konularda (PKK, KKTC vb.) Çin’in uluslar arası siyasi gücünden istifade etmek Türkiye’nin yararınadır.
Ayrıca her ülkenin ihtiyacı olduğu gibi, Türkiye’nin de kendisine manevra kabiliyeti sağlayacak unsurlara ihtiyacı vardır. Bu açıdan Sovyetler Birliğinin dağılması sonrasında tek kutuplu siyasi güç haline gelen ABD’nin muhtemel uygulamalarına karşılık Türkiye’nin de geliştirebileceği ittifakları bulunmalıdır. Unutulmamalıdır ki 2030’lu yıllarda Çin ekonomik gücü, dünya ekonomi sıralamasında ABD’den önce yerini alacaktır.
Bu açılardan Türkiye-Çin ilişkilerinin geliştirilmesi her iki ülkenin de menfaatine olacaktır. Bunun için gereken öncelikli hususlardan birisi; Doğu Türkistan meselesinin ikili ilişkilerin geliştirilmesine ön koşul yapılmadan dikkatlice ele alınmasıdır. Hatta belki de Doğu Türkistanlı Uygur Türklerinin iki ülke arasında bir köprü işlevi görebileceği, bugüne kadar yapılanın aksine, ilişkilere olumlu bir katkı yaratacak unsur olabileceği düşünülmelidir.
Erdoğan ILGAZ
![]()
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
19/9/2007 · Kategori: Makale Yorum
Erciyes Üniversitesi
Yayınları No.25
DOĞU TÜRKİSTAN’IN (DÜNÜ VE BUGÜNÜ)
TERCÜME: MEHMET CANTÜRK
KAYSERİ-1991
ÖNSÖZ
Elinizdeki şu kitapçık en eski Türk yurtlarından olan Doğu Türkistan’ı dünü ve bugünüyle tanıtmak gayesiyle hazırlanmıştır.İçerisinde bu anayurt parçasının zanaatı,ticareti,ekonomisi ve coğrafyası yer almakta,ayrıca tarih içerisinde uğradığı istilâlar ve bunlara karşı oradaki öz kardeşlerimizin pek çok mahrumiyetler ve entrikalar içerisinde mücadeleleri anlatılmaktadır.Dünyanın sosyal buhranlarla çalkalandığı şu günlerde oradaki kardeşlerimizin çektiği sıkıntılar,ibret dersi verecek sahnelerle doludur.
Bu eser,Mısır’da Dâru’l-Envâr matbaasında basılmış olan tarihsiz Arapça yazılı aslından Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet CanTürk tarafından tercüme edilmiştir. Mütercim hâlen Erciyes Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Kütüphanesi’nde hizmetlerine devam etmektedir.Daktilosu ve tashihleri ise Türk Dili okutmanı Mustafa Asian tarafından yapılmıştır.
Kitabın yazarı Mehmet Emin Buğra Han,Doğu Türkistan’ın kuzey taraflarından yer alan Hoten,Kaşgar ve Yarkent vilayetlerindeki milli müdafaanın gözü pek lideridir.Aynı zamanda müderrislik yapmış kıymetli bir alimdir.Doğu Türkistan’ın eski genel valisi ve Şarki Türkistan kurtuluş partisinin de başkanıdır.
Yıllardır hürriyet ateşi ile gönülleri dağlanan ve şu günlerde yavaş,yavaş bağımsızlıklarını kazanmakta olan çeşitli Türk illerinin bu yönde attıkları her adım,Doğu Türkistan için beslenen ümitleri arttırmakta,onlarında istiklâl mücadelesini kuvvetlendirmektedir.
Doğu Türkistan’ın Coğrafi Konumu:
Doğu Türkistan 73.-99. boylamları ile 35.-44. enlemler arasında bulunan geniş topraklara sahip bir ülkedir.Doğudan Çin ve Moğolistan,Kuzeyden Batı Türkistan,Batıdan Afganistan ve kısmen Batı Türkistan,Kuzeyden Keşmir ve Tibet’le komşudur.Çinliler kendi dillerince Sinkian demektedirler.Bu «yeni topra» «yeni müstemleke» manasındadır asıl ismi ise DOĞU TÜRKİSTAN’DIR.
Yüzölçümü ve Yüzey Şekilleri:
Doğu Türkistan’ın yüzölçümü resmi kaynaklara göre 1.760.000’dır km2’dir.Bunun yarısından çoğunu kumsallar ve karlı dağlar ki buralarda pek bitki yoktur.Kalan kısmı ise soğuk dağ eteklerinden ibaret olup hayvan otlamaya elverişlidir.Etkin tarlaları ve bağlar ise engin ovalarla akarsu boylarında yer alır.
Nüfusu:
Resmi istatistiklere dayanmakla birlikte nüfusu 30.000.000 civarındadır ve bunların tamamı Müslüman Uygur Türeleri’dir.Bölgenin asil hasipleride bunlardır.Bunlardan başka Çin’li göçmenler ile Kara şehir ve Manas etrafında yerleşmiş Moğollarda vardır.
İklimi:
Doğu Türkistan,dünyanın mutedil bölgelerinden sayılmakla beraber dağlık bölgeler ve kuzey tarafları oldukça soğuktur.dağlık bölgelere kar ve yağmur çok yağar.Düz ovalarda ise yağışlar azdır.
Ekonomik Durum:
Doğu Türkistan bir tarım bölgesidir. Buğday,arpa,pirinç,darı ve benzeri gıda maddelerinin tümü;ayrıca pamuk ve yağlı hububat yanında çeşitli meyveler de yetiştirilmektedir. kendi sâkinlerinin gıda ihtiyacını karşıladığı gibi,dış ülkelere de ihracat yapabilmektedir.Bu bölgede Türk boylarından Kazak ve Kırgızlar hayvancılıkla meşguldürler.Resmi istatistiklere göre 20.000.000 büyük baş hayvancılık bulunmaktadır.
Zenaat:
Zenattlarin hepsi el ile yapılan cinstendir.Sadece 1 pamuk ve 1 de deri fabrikası varıdır.El tezgâhlarında dokunan ipekli dokumalar ve seccâdeler bunların başında gelir.Tamamı ihraç edilir.
Ticaret:
Doğu Türkistan ahalisinin bir kısmı dış ticaretle meşguldür.ihrâcât yapılan ülkelerin başında Hindistan,Pakistan,Çin ve Rusya gelir.Pamuk,yün,deri,karıda zikredilen ülkelere ihraç edilen malların önemlileridir.Bu ülkelerden de kumaş,makine,şeker,çay,ilaç ve boya gibi ihtiyaç maddeleri satın alınmaktadır.Bahsettiğimiz ticaret de devlet eliyle değil,bu ülkelerden gelen tüccarlarla Doğu Türkistanlı tüccarlar arasında yapılmaktadır.
Madenler:
Doğu Türkistan Asya ülkeleri arasında kıymetli madenler yönünden başta gelir.Bu madenler arasında gümüş, altın, uranyum, volfram, plâtin, petrol, demir, kömür, kükürt ve bakır sayılabilir. 1940’lı yıllarda Ruslar doğu Türkistan’daki uranyum,volfram ve petrol madenleri ülkelerine alabildiğine taşımışlardır.
GEÇMİŞ TARİHİ
Binlerce yıldan beri ıssız kalan çöllerin ve kumsalların altından çıkarılan eski eseler,Türkistan’ın tarih öncesinden bu yana yeşilliklere ve mamur şehirlere sahip olduğunu göstermektedir.Tarihçilerin ve eser sahibi araştırmacıların ortak kanaati de bu toprakların tarihin doğusundan bu yana Türk boyunun yerleşim yeri olduğu doğrultusundadır.Bunlar köy ve şehir halkı hanlıklar şeklinde hükümet teşkilatları vardı.M.Ö 13.asırdan itibaren ise büyük devlet sıfatıyla bu hanlıkların birleşikleri görülür. Bu Hintlilerce “TRUŞKA” İranlılarca “SAKA” ve yunanlılarca “İSKİT” diye bilinen Türk devletidir.M.Ö 5. asırda bu devlet zayıflamış,yine bir takım hanlıklara bölünmüştür.İskender’in istilâsı ile bu parçalanmalar daha da artmıştır.M.Ö 158 senesinde Doğu Türklerinden “HUN DEVLETİ” Çinliler üzerinde galip gelerek ortaya çıkınca bütün bu hanlıklar top yekûn Hun Devleti’ne itaat etmişlerdir.M.S 45 senesinde Hunlar birbirine düşman iki devlet şeklinde parçalanınca bu,Çinliler için büyük bir fırsat oldu ve iki Hun devletinin üzerine gözleri dönmüş bir şekilde hücuma başladılar. M.S 93 senesinde de Türkistan’ı resmen istilâ ettiler.Çinlilerin bütün hilelerine rağmen,32 sene devam eden bu harp Kanık Han’ın imdâda yetişmesiyle sonuçlandı ve Türk hakanı Bumin Han,555 senesinde Tatar Devletini kendine ilhak edince Türkistan hükümdarları (hanları), ona itaat ettiler.Bu devlet de 610 senesinde yok oldu.Bu sebeple Çinliler 22 sene müddetle Türkistan’ı emirleri altına aldılar.Daha sonra Türkistan hükümdarlarıyla Tibet Hükümdarı yeminleşerek Çin ordularını kovdular ve istiklâllerini kazandılar.650 senesinde İlteriş Han başkanlığında Türk devleti ikinci defa,Türk hanlıklarını kendine itaata mecbur tuttu ve buda 718 senesinde inkıraza uğradı.İslam ordusuna karşı Batı Türkistan’ı müdafaa etmekle meşhur Han Türkeş (Solu Han)’in başkanlığı altında istiklâllerini tekrar kazandılar.748 senesinde Han Türkeş öldürülünce Türkistan hanlıkları arasından ihtilâf meydana geldi.Çinliler bu fırsatı da değerlendirdiler ve Türkistan’ı 758 senesinde tekrar istilâ ettiler.Bunun üzerini de Türk hanları da Çin’e karşı birleştiler ve meşhur Ebâ Müslim Horasanî’den yardım istediler.O da Arap komutan Zeyyad İbni Salih komutasında 20.000 kişilik bir orduyla yardıma koştu.Hicri 146,miladi 764 senesinde Çinlileri alabildiğinde kırdılar.Türkistan istiklâline kavuştu.Abbasi halifeleri ve Türkistan hanları arasında dostluk ve alakâ kuruldu.Batı Türkistan ulemasının davetiyle İslamiyet Türkistan’da yayıldı.Miladi 9,asrın başlarında Doğu Türkistan hanları Kaşgar Han’ın bayrağı altında birleştiler ve Karahanlı devleti teşekkül etti.Büyük Alim Ebü’n Nasr Sâmani’nin 332 hicri senesinde teşebbüsüyle Satuk Buğra Han İslamiyet’i kabul etti.Bundan sonra Satuk Buğra Han savaşlarıyla İslâmiyet bütün Türkistan’da yayıldı.İki oğlu Musa Buğra Han ve Harun Buğra Han da babalarının yolunda gittiler.batı Türkistan’ı kendi ve toruncu Yusuf kadir han’ın topraklarına ihlal ettiler.Sibirya,iç Moğolistan ve Çin’e kadar uzanan topraklardaki bütün Türk boyları islamı yaymak ülküsünü gönülden benimsediler.Bölge müstakil kaldı.1032 senesinde 5 devir Türk hakimiyeti İslam kültürünü ileri götürmek suretiyle hüküm sürdü.Bu uzun müddet zarfındaki hadiseleri beyan etmeye kalkarsak söz uzar.Ancak,bu devirde Doğu Türkistan’ın Altın devri demekle yetiniyoruz.Doğu Türkistan için buna benzer bir devir ne önce yaşanmıştır,ne de bundan sonra da yaşanacaktır.
Hicri 1178 senesinde Çinliler yeni bir fırsat kollayarak Doğu Türkistan’ı istila ettiği vakit yıkım,kan dökme ve duraklama devri başlamıştır.Zira Çin ordusu yurdunu müdafaa eden ve dini haklarını koruyan insanlardan 1 milyon 100 bin kişiyi katletmiş,22 bin kişiyi de Çin’e sürgün etmiştir.bu husus Pekin’de mevcut bulunan resmi kaynaklarda da mevcuttur.Medreseler kapatılmış, ulema öldürülmüş ve halk arasında nüfuzlu kişiler ortadan kaldırılmıştır.Topraklar Çinlilere ve onlara yataklık eden hainlere pay edilmiş,bundan daha kötüsü Çinli istilacılar yerli halkı giyim-kuşam ve konuşmada Çin’i taklide mecbur tutmuşlardır. Bundan maksatları milli ve dini şuuru imha etmektir ki bunların her ikisi de vatan müdafaasının temelini teşkil eder.Yine bu iki değer kölelik ve müstemlekecilik aleyhine ayaklanmasının da esasıdır.
Doğu Türkistan ahalisi bu mezalim karşısında zaman,zaman ve ölüm kalım mücadelesini şerefle devam ettirdiler.Bu mücadele 1370 hicri senesinde Çin Ordusu Doğu Türkistan’dan sürünceye kadar devam etmiştir.Ondan sonra büyük bir İslam devleti teşekkül ettirilmiş o devleti Osmanlı imparatorluğu (Sultan Abdülaziz),İngiliz hükümeti ve Rus çarlığı tanımışlar;hatta Çin’in zalim idarecilerinden tahribatımı telafiye çalışmışlardır.Talihsizliğe bakın ki Yakup Han aniden vefat etmiş,evlatları arasında taht kavgası başlamış hudutta zaten böyle bir fırsat gözetleyen Çin ordusu Türkistan’ı tekrar işgal etmiştir.Hudutlar korumasız veliahtlarda taht ve makam kavgasında iken Çinliler hiçbir zorlukla karşılaşmadan Doğu Türkistan’ı ele geçirmişleridir.Bu defa Çin’in siyaseti önceki istilalardaki siyasetinden bambaşka olmuştur.Çünkü siyasetini korkutma ve tehdit yerine hile ve vatan sevgisini körelemeye yöneltmiştir.Geçmişte yaptığı haksızlıklar konusunda bazı itiraflarda bulunup suret-i haktap görünerek ulemâ,şeyh ve zenginliklerin kazanmayı hedef tutmuştur.Şer’î mahkemeleri serbest bırakmak,nüfuzlu kimselere makam ve mansıp vermek ile ticaret serbestliği de bunlar arasındaydı.Bu oyunlara kanan zavallı büyükler düşmanı güçlendirmekten başka hiç bir fayda da elde edememişlerdir. Çünkü siyasî bir harekete girişeni ya ibret-i âlem olacak bir cezaya çarptırıyor,ya da ispiyonculuk yaptırıyordu. Kendilerine karşı koyabilecek kişileri ya öldürüyor ya da sürgün ediyorlardı. Bu sebeple dünya ilim nurlarıyla aydınlanıp hürriyet izzetiyle yaşayarak yabancı boyunduruğundan kurtulmuşken, Doğu Türkistan ahalisi cehalet çukurunda ve esaret zilletinde kalmıştır.
Doğu Türkistan'ın mücahit liderlerinden merhum Mehmet Emin Buğra Han'ın bu konudaki fikirlerini dinleyelim :
«Doğu Türkistan 1932 yılında baştan başa ayaklandı. Ben Hoten ve Yarkent bölgelerindeki ayaklanmanın lideriydim. Başkent Urumçi'den başka bütün şehirler bizim elimize geçmişti. Cumhuriyet şeklinde muvakkat bir hükümet kurmuştuk. Hemen,hemen hükümet merkezi Urumçi'yi de ele geçirecektik. Çin hükümeti o sıralarda çok çetin bir işle meşguldü. Zira komünist çeteler Çin'de zorlu bir ihtilâle girişmiş, Japonların Çin'e saldırısı da kesinlik kazanmıştı. Bu sebeple Çin hükümeti Doğu Türkistan ayaklanmasına karşı hiç bir şey yapmaya kadir değildi. Önemli bir tehlike baş gösterdi. Yanı başında müstakil bir devlet kurulmasından dolayı Rusya'nın korkusu. Zira Doğu Türkistan Türklerinin istiklâlinin Rus esareti altındaki Batı Türkistan'a örnek olması onlar için büyük bir tehlikeydi. Çünkü her iki Türkistan’ın ahalisi de bir tek dine ve bir tek kültüre sahipti. Bir tek dille konuşuyorlardı: TÜRKÇE. Bu sebepten Ruslar, Doğu Türkistan'daki Millî hareketin Batı Türkistan'a sıçramasından korkuyorlardı. Rusların Doğu Türkistan’daki millî harekete müdahalesinin sebebi de buydu. Doğu Türkistan’ın tabiî zenginlikleri de uzun zamandan beri zaten istilâ emellerini tahrik ediyordu. Bundan dolayı Doğu Türkistan'ı istilâ için fırsat kolluyorlardı. Ne zaman ki Ruslar Doğu Türkistan konusunda Çin'i eli ayağı bağlı gürdü, avın tuzağa düştüğünü .hissetti. Derhal Ürümçi’de muhasara altında bulunan Çinli komutana yardım etmek teklifinde bulundu. Komutan da bunu şükranla kabul etti. Bu sebeple Rus ordusu uçaklarıyla, tanklarıyla her taraftan Doğu Türkistan’a girmeye başladı. Büyük çarpışmalar sonunda ayaklanmaları bastırdı ve Doğu Türkistan'ın bütün siyasî ve ekonomik hayatını eline geçirdi.»
RUS MÜDAHALESİNDEN MÜŞAHEDE ETTİĞİM HADİSELER
Genel vali Cin Şurin, Rus hükümetinin yardım teklifini kabul etti. Kendisi aynı zamanda Türkistan'daki Çin ordusunun da komutanıydı. Ruslarla bir kaç maddelik bir muahede imzaladı. Bu muahedenin en önemli iki maddesi şunlardır :
1— Petrol ve maden yatakları dahil Türkistan'daki bütün tabiî zenginlikler Ruslara teslim edilecek.
2— Türkistan’ın bütün ticareti Rusların kontrolünde olacak.
Buna karşılık olmak üzere Ruslar Çinlilere 10 uçak, bir kaç tank ve çok miktarda silâh vereceklerdi.
Ruslar,Çin merkezî hükümeti razı olmadığı takdirde Cin Şurin'in bu muahededen cayabileceğin de tahmin etmiyor değildi. Çünkü Cin Şurin komünist Değildi, O zaman Sin Si Şey, bir ihtilâlle Cin Şurin'i al aşağı etti. Sin Si Şey komünistti. Cin Şurin,Çin'e doğru çekildi, yerine Sin Si Şey geçti. Ruslar, Rus ve Çin askerlerinden meydana gelen,iki fırka teşkil ettiler.Çin fırkasını daha önceki Çin - Japon savaşından Rusya'ya kaçan Çinli askerler meydana getiriyordu. Bu iki fırkanın beraberinde çok sayıda uçak ve. tank da vardı. Rus kuvvetleri yurt içindeki ayaklanmaları bastırdıktan sonra adı geçen Çin fırkası Sin Si Sey'in askerleriyle birleşti. Rus fırkası da Çin hududuna yakın bulunan Kumul şehrine yerleşti. Bu ise Doğu Türkistan ve Çin alâkasını kesmek içindi. Bahsettiğimiz gibi, baştaki kukla idarecilerin de bilgisi dahilinde olmak üzere Rus askerleri bütün devlet dairelerini gayri resmî olarak idaresi altına aldı. Şöyle ki: Her daireye «müşavir» veya «mütehassıs» adıyla bir Rus tayin edildi. Rus generallerinden Malin-kof ve Fidin, genel vali Sin Si Sey'e müşavir oldular ki hükümet işlerinde istedikleri gibi tasarruf etmek hakkına sahiptiler. 'General Rabalkin ve general Kot sof Kaşgar'da askerî müşavirlik yapmaya başladılar. General Diyokof Aksu vilâyetinde askerî müşavir oldu. General Isçif, general Sefranof ve 20 Rus zabiti Harp Okullarında ve Ürümçi’de askerî dairelerde hasta hanelerde, ulaşım merkezlerinde, Bayındırlık teşkilatında ve petrol işletmelerinde yerleştiler. Bunların başlarında doktor Corafilof ve doktor Libin bulunuyordu. Sivil polis memurlarının da sayısı epey fazlaydı. Başlarında Mev-lânof, Abdülkadir, Hâşim ve Said adlı ajanlar bulunuyordu.Bunlar bütün Doğu Türkistan şehirlerinde gizli polis teşkilâtını kurdular ve Rusya'dan gelen gazete ve mecmualar dağıtılmaya başlandı. Mahallî gazetelerin başına da Rusya'dan gelen komünist yazarlar yerleştirildi. Bunlar arasında Mensur ve arkadaşları ile Taşkent, Fergana ve Kazan halkından oluşan grup başta gelmekteydi. Orta ve yüksek öğretimdeki eğitim-öğretimleri işleri bunların elindeydi. Yerli memurlar işlerini âmirlerin amirlerine göre yapmak mecburiyetinde idiler. Bu manzara karcısında Türkistan halkı general Abdülniyaz önderliğinde 1937'mayısında ayaklandı. Bu kıyam eylül ayına kadar devam etti. Rusya'dan korkunç bir hava saldırısı başladı. Yağdırılan bombalar tüyler ürpertici marazalar meydana getiriyordu.
Milletimin bu komünistlerin elinde çektiği eziyetlerden bazılarını aşağıya alıyorum :
l- Yerli memurlardan binlercesi hapsedildi. Bunların çoğu Alman ve Japon sempatizanlığı veya kapitalist düzen taraftarlığı ithâmıyla öldürüldü. İşin gerçeği ise bunların komünist mezâlimi aleyhinde tavır koymaları ve yapılan işkencelerin hafifletilmesini istemeleriydi. O şehitler arasında Genel Vali Muavini Hacı Hoca Niyaz, Bayındırlık Bakanı Yunus Bey, Talim Terbiye Veziri Molla Abdullah Jandarma Komutan Yardımcısı Kurban Niyaz, Altay bölgesinin Hâkimi Şerif Han Töre ve daha niceleri vardı.
2- Din âlimlerinden, kültürlü gençlerden, büyük tüccarlardan ve çiftçilerden meydana gelen 300 bin kişi hapsedildi. Bunların, da yaklaşık 100 bini hapishane içinde öldürüldü. Şeyh Sabit Damolla, Şeyh Nizâ meddin, Şeyh Muhammed Dursun, Seyyid Ömer, Seyyid Hüseyin, Seyyid Durdu, Hacı Kurban, Seyyid İslâm ve emsali daha birçok zevat bunlar arasındadır.
3- Zengin ailelerden 10 bin kişinin mal ve mülkleri müsâdere edildi. Kazak kabileleri başkanı Emir Elen, Moğol kabileleri başkanı Emir Mansur, Hasan ve Hüseyin adındaki ikiz kardeşler bunlardan sadece bir kaçıdır .Komünist sultası zayıflayıp Çin merkezi hükümeti taraftan bir idare teşkil edildi. Bu hükümet yağmalanan malları sahiplerine iade etmek için 1945'te teşebbüse geçti. Ben de bu mallan iade komisyonunun basındaydım. O komisyonda 3 sene çalıştım. Müsadere edilen mal ve mülke ait evrakı iyice gözden geçirdim. O malların «kayda geçen bedeli l milyar dolardan fazlaydı. Gayrimenkulları sahiplerine iade edebildim. Bu gayrimenkulların tutarı l milyon dolara yakındı. Taşınabilen mal ve nakit paralar ise komünistlerin elinde kalmıştır.
4-Din ve millî kültürümüze verdikleri zarara gelince :
Cami ve medreseleri müsadere ettiler ve kapattılar. Buraları askerî kışla, hububat ambarı veya hapishane olarak kullandılar. Tarih kitaplarını ve millî edebiyatımıza ait bütün kıymetli eserlerimizi yaktılar. Şeref timsâlimiz olan eski yapılarımızı yerle bir ettiler ve komünistliği yayan dans kulüpleri kurup buraları «müstemlekecilere karşı savaşanların sesi» diye adlandırdılar. Bütün Türkistanlıları bu kulüplere üye olmaya mecbur tuttular ve kabul etmeyenleri müstemlekecilik sempatisiyle itham ederek hapsettiler.
5 - Dînî tedrisat, millî kültür, Türkçe ve Edebiyat derslerini programdan çıkardılar. Bunun yerine Marksizm eğitimi, Çince ve Rusça vs. dersleri yerleştirdiler.
6 - İktisadî zararlar :
Rus mühendisleri Urumçi'deki bir çok büyük dokuma fabrikasını sebepsiz olarak tahrip ettiler. Çünkü bu fabrikalar Türkistan ahalisinin pek çok ihtiyacını karşılayacak ve oradaki Rus fabrikaları zarara uğrayacaktı.
Ticaret sadece iki şirkete teslim edildi. Bunların biri Rus, diğeri yerli idi. Her ikisi de alış verişini sadece Rusya ile yapmak zorundaydı. Yerli tüccarların işleri tamamen durmuştu.
7— Komünistler, siyasî suçluları göz altında tutmak için Ürümçi’de büyük hapishaneler kurdular. Bunlar 4 büyük bina halinde olup, 20'şer binden toplam 80bin kişiyi içine alıyordu.
Buraya kadar yazdıklarım zavallı milletimin sadece 1933 - 1943 devresinde çektiği eziyetlerdir. Almanlar Rusya'ya hücum ettiklerinde Ruslar, Türkistan'dan çekilmek zorunda kaldılar. Bunun yerine Türkistan'a Çin merkezî hükümeti yerleşti. Türkistan'da bulunan Rus sefarethaneleri çeşitli dolaplar çevirmeye başladılar. Şöyle ki:
1 - 1944'te İli vilâyetinde büyük âlim Ali Han Töre komutası altında Çinlilere karşı halk ayaklandı. Rus hükümeti Doğu Türkistan'a müdâhale için bunu fırsat bildi. Ali Han Töre'ye yardım teklifinde bulundu. Ayaklanmalara hürriyet ve subaylarına da askerî eğitim va’d ediyordu. Ali Han Töre de bu teklifi «gelecekte iki memleket arasında dostluk kurulması» şartıyla kabul etti. General Belin of general İshak ve general Koloni! Mev lânof başkanlığında subay ve askerî teçhizat yardımında bulundular. Bu ayaklanma Tarbağatay ve Altay şehirlerine de sıçradı. Bu şehirlerde böylece kontrolümüze geçti. O zaman Ruslar Türkistan'a Viladimir Istabanoviç ve Corci Mihaloviç başkanlığında siyasî ve idarî elemanlarını soktular. Bunlar da resmî daireleri ele geçirdiler. Ali Han Töre bu sefer Rusya'dan çokça asker ve siyasî kişilerin geldiğini görünce korkup sonucun ciddî tehlikeler doğuracağını fark ederek sulha yanaşmak zorunda kaldı. Bu anlaşmanın temelinde «Çin gözetimi altında bir seçimle Doğu Türkistan mahallî hükümetinin kurulması» vardı. Çin hükümeti bu sulhu 1946 mayısında kabul etti ve memleket birazcık sükûnete kavuştu. Fakat Ruslar üç vilâyetten (İli, Tarbağatay, Altay) askerlerini ve adamlarını çekmemek konusunda ısrar ediyordu. Ruslar Ali Han Töreyi kaçırdılar. Ali Han Töre'nin hayatta olduğu ve Sibirya'ya sürüldüğü haberi yayıldı. Benim oralardan ayrıldığım günlere kadar Rumlar bu vilâyetleri halen ellerin
de tutuyor; altın, uranyum ve volfram madenlerinden de faydalanıyorlardı.
2 - Adı geçen üç vilâyet halkını Sovyet tebaası olmaya zorladılar. Sovyet tebaası olmayan memurları işten el çektirdiler. Hattâ ticaretle uğraşmalarına da mani olup zelîl ve sefîl bir şekilde yaşamaya mahkûm ettiler.
3— Diğer vilâyetlerdeki Rus sefarethaneleri de 5. Tabur vasıtasıyla şehirlerindeki halkı aynı şekilde zorladılar. Ahaliye gizlice «mallan aralarında müsavi olarak bölüştürmek» vaadinde bulundular. Mal ve paradan başka bir şey düşünemeyen kişilerden bir çoğu Rus tebaasına girdiler. Geçen Nisan ayında (1945 Nisan'ında) polis müdürünün bana gönderdiği beyanâtı okuduğumda dehşete kapıldım. Zira bu beyanât sadece Ürümçi’de Rus tebaasına geçenlerin sayısının 6.200 olduğunu gösteriyordu.
Şu husus da muhterem okuyucuların dikkatinden uzak kalmasın: Geçmiş iki asırdaki müstemleke siyasetinden daha kötüsü (dikkat buyrulsun) 20. asırdaki Kızıl Çin siyasetidir.
RUS - TÜRKİSTAN MUAHEDESİ ve BOZULMASI
1946'da Çin hükümeti Sovyetler Birliği'ne iki anlaşma metni sundu. I. si Rusya ve Doğu Türkistan arasında ticaret anlaşması, II. si Türkistan ve Rus şirketlerinin müştereken petrol çıkarma anlaşmasıdır. Buna Rusya tarafından hiç bir cevap verilmemiştir. 1949'da Kızıl Çin komünistlerinin istilâsı Nanking hudutlarına dayanınca, Sovyetler Çin merkezî hükümetine. 3 anlaşma metni göndermek zorunda kaldılar:
1- Ticarî anlaşma,
2 - Kıymetli madenler ve petrol şirketlerinin antlaşması,
3 - Rus ve Doğu Türkistan arasında hava taşımacılığı anlaşması. Bu anlaşma metninde çok ağır şartlar vardı. Öylesine ki bu ağır şartları değil yeni ve müstakil bir hükümet, Çin merkezî hükümeti bile kaldıramazdı. Çin merkezî hükümeti kendi zayıflığını göz önün de bulundurarak Rusya ile iyi geçinmeye mecbur olduğunu hissediyordu.bu sebeple Sovyet heyetiyle antlaşma metnini hazırlamak için bir komisyon teşkil etti.Ben de Çin heyetinde Türk ahalisini temsil eden bir üye idim.1949 Şubat’ının 10’unda müzakerelere başladık.Tartışmalar Rusların aşağıdaki şartları doğrultusunda devam etti.
Ticaret Üzerine Antlaşma:
1 - Çin Hükümeti Sovyet Ticaret başkanlığına Doğu Türkistan ahalisinden istediği kimseyle ticari muamele yapma hakkını veriyordu.Ticaret bakanlığına da ithâlât ve ihrâcât işlerine serbestti.
2 - Türkistanlı tacirler,Sovyet ticaret bakanlığı ile yalnız Doğu Türkistan topraklarında geçemeyeceklerdi.
Petrol Maden Şirketlerinde:
1 - Gümrük resmiyetleri dahili ticaret resmiyetlerinden fazla olamazdı.Rus mühendisleri petrol ve maden arayıp çıkarmada serbest olacaklardı.
2 - Doğu Türkistan hükümetinin petrol ve maden gelirlerinden kendine düşen hisselerini Sovyetlerden başkasına satma hakkı yoktu.
3 - Petrol ve maden işletmelerini Rus hükümetinin tayin ettiği iki kişi yönetecekti..
4 - Bu antlaşmaların süresi 5 yıl idi ve iki şirketinde demir yolu kurma, telgraf ve telefon hattı çekip işleme hakkı vardı.
Hava Taşımacılığı Üzerine tartışma :
1-Şirketin uçakları Alma ata, İli, Ürümçi, Kumul ve Nanking arasında uçabilecekti.
2 - Şirket başkanı Rusya tarafından tayin edilecek ve Ürümçi’de oturacaktı.
3 - Şirketin hizmet süresi 20 yıllıktı. Ne var ki bu ağır şartlar Doğu Türkistan'ın iktisadî ve ekonomik siyasetini tehdit ediyordu. Biz de onu zararı bize en az olacak şekilde değiştirmeye çalışıyorduk. Böylece müzâkereler 6 ay sürdü. Rus heyeti her hangi bir şartı hafifletmeyi veya değiştirmeyi kabul etmiyordu. Çin merkezî hükümetinin resmî bir emriyle Temmuz ayının 10'unda müzâkereler kesildi. Bilâhare bu senenin haslarında Mao'nun Seyfeddin Hâin'le Moskova'yı ziyareti sırasında, Rus hükümeti eski maddeleri kendi istediği şekilde kabul ettirmeyi başardı. Amerika ve Avrupa'nın Moskova anlaşmasında gizli korkunç maddeler bulunduğunu tahmin ettiğine yakinen inanıyorum.
KOMÜNİSTLERİN BİZE ve PARTİMİZİN AZALARINA KARŞI DÜŞMANCA HAREKETLERİ
1 - 1945'te Vatan Partisi'ni kurduğumuz zaman Sovyetler bizim aleyhimizde propagandaya başladılar. Halkla bizim aramızı açmak için bir keresinde Amerika ve İngiltere temayülü, bir keresinde de Çin sempatizanlığı ile suçladılar. Bunlar bizim neşemizi kaçınıyordu.
2 - Millî hareketimizin Türkistan'a yayılmaması için Ürümçi’de bulunan Rus büyükelçisi Çin hükümetinden bizi Türkistan'dan uzaklaştırmasını istiyordu.
3 - Doğu Türkistan'daki Sovyet 5. Taburu çeşitli propagandalarla bizim siyasî hareketimizin yayılmasına engel olmak istiyordu.
4 - Taşkent'te bulunan Rusya radyosu, hakkımızda «Türk toplumundan olan filân, filân, filân... kişiler pantürkisttir, müstemlekecilerin kuyruğudur» diye yayın yapıyorlardı. Oysa bizim kızıl tehlike karşısında milleti uyarmaktan başka hiç bir günâhımız yoktu.
5— Sovyet 5. Taburu ve Komünist Çin geçen sene başından bu yana kaç kere üzerimize saldırdı. Bu sebeple kendimizi silâhla korumaya mecbur olduk. Vatan partisi azalarının üzerine de kaç defa suikast düzenlendi.
KOMÜNİSTLERİN YURDUMUZU İSTİLASI VE BİZİM HÂRİCE HİCRETİMİZ
Çin'in kuzey - doğu vilâyetlerinin komutanı general Ma Bu Pan müslümandı. Geçen sene ortalarında Komünist kuvvetlerle Ma Bu Pan kuvvetleri arasında çetin harpler başladı. Komünistler Ma Bu Pan kuvvetleriyle savaşmak için yarım milyon asker şevketti. Ma Bu Fanın askerlerinin sayısı ise 80 bini geçmiyor fakat benzeri görülmemiş cesaret sahneleri sergiliyorlardı. Sayıları ve teçhizatları az olduğu için Ma Bu Pan'ın kuvvetleri sonunda yenildiler. Bu sebeple komünistlerin Doğu Türkistan'a ordu sevk etmesine hiç bir engel kalmadı. Böylece Doğu Türkistan'daki Çin komutanları geçen sene Eylül ayının ortalarında komünist kuvvetlere teslim olma kararını ilân ettiler. Bu durumda dış dünyaya hicret veya komünist işkenceleri altında ölmekten başka çâre kalmamıştı. O zaman biz millî hareketimizi zinde tutmak için Allah'ın istediği zamana kadar kalmak üzere Hindistan'a hicret ettik. Allah'a hamd olsun zâlimlerden kurtulduk ve Allah'tan nusret ve zafer istiyoruz. Bizimle birlikte Hindistan'a hicret eden grup Karakurum, Himalaya ve Karluk dağlarını aştılar. Onlardan 100 kadarı donarak veya açlıktan yollarda telef oldular. 60 kişinin soğuktan dolayı parmaklan düştü. Hindistan'a ancak 600 kişi varabildi. Bu kadar bir grup da Pakistan'a hicret etti. Allah yardımını esirgemesin.
ŞİMDİKİ KOMÜNİST MEZÂLİMİ
l - Münevver gençler, âlimler ve halkın ileri: gelenlerinden binlerce kişi yeni rejime «Demir perde arkası» diyor diye 10 ilâ 13 seneye mahkûm edilerek hapsedildi. Taşkent radyosunun yayınlarında bunlardan «MÜSTEMLEKECÎLERİN KUYRUĞU» diye bahsolunuyordu.
2 - Milletin elinden bütün siyasî haklan alınmıştı. Kimse konuşamıyor ve yazamıyordu; Ancak komünistlik menfaatine dair konuşup yazabiliyorlardı.
3 - 9 ay içinde 3 kere borçlanma senetleri! yayınlanıyor ve ahali de bunları Dalmaya mecbur tutuluyordu. Milletin elindeki nakit sermâye zorla toplanıyordu, Bunü da Ürümçi radyosu yayınlıyordu.
Komünistler Müslim ve gayri Müslim (Türkler ve Çinliler) arasında evliliği yaygınlaştırarak dinî ve millî kültürü bozmaya çalışıyorlardı. Ahali komünistliği yayma meclislerine katılmaya mecbur tutuluyordu.
4 - Her gün binlerce Çinli Doğu Türkistan'a taşımaya ve Türkistan ahalisinin meskenleri onlara verilmeye başlandı. Bundan maksatlarımda burada Benebî ahaliyi çoğaltmak ve yerli halkı kendi öz 'vatanlarında azınlığa düşürmekti. Batı Türkistan'da Rusların yaptığını Doğu Türkistan'da Çinliler yapmaktaydı.
5 -Komünistler Kaşgar'da büyük bir havaalanı ona koyulan satış banaa da koyulmuş dmektr yapmaya başladı. Yerli halktan 8 bin kişiyi burada köle gibi çalıştırdılar.Kaşgar’
7-Zindana atılan yerli halkın sayısı 200 bini geçiyordu.
8 - Vakıflar müsadere edildi, medreseler kapatıldı, topraklar ziraat için Çinlilere peşkeş çekildi. Şer’îmahkemeler tamamıyla lağvedildi.
9 - Mahallî ticaret külliyen yasaklandı, Hiç bir kimsenin ticaretle iştigaline müsaade edilmedi. Hattâ becerikli tek tuk fertlere bile bu imkân tanınmadı.
4 - maddeden bu tarafa sayılanlar Doğu Türkistan-dan son gelen güvenilir kardeşlerimizin verdiği haberlerdir.
MÜHİM BİR HABER DAHA
Ana yurdumuzda bazı mücahit gruplar kızıl rejime karşı mücadeleyi canla başla sürdürmektedir. Bunların komutanlığını da Kazak kabile başkanlarından Osman Batur ve Kumul Muhafız Alayı'nın eski komutanı general Yolbars yapmaktadır. Yüce Allah yardımcıları olsun.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
