19/9/2007 · Kategori: Makale Yorum

TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİNDE

DOĞU TÜRKİSTAN MESELESİ

Çin ile ilişkilerin, eşitlik, bağımsızlık, toprak bütünlüğüne ve egemenliğe saygı, iç işlerine karışmamak ve ortak yarar temelinde geliştirilmesi, Türkiye’nin samimi isteğidir. Zira bu temenniler Türk dış politikasının omurgasını teşkil etmektedir. Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin Diplomatik ilişkilerde bulunduğu ülkelerden  aynı samimi yaklaşımları beklemesi doğal karşılanmalıdır.

Türkiye-Çin arasındaki diplomatik ilişkilerin, karşılıklı ziyaretler düzeyine gelmesi seksenli yılları bulmuştur. Fakat gerçekleşen ziyaretler sırasında ne yazık ki Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye’yi sürekli olarak Doğu Türkistan sorununun dış destekçisi olarak göstermiştir. Bu çerçevede karşılıklı gerçekleşen üst düzey ziyaretlerde sürekli Doğu Türkistan sorunu gündeme getirilmiş ve ikili ilişkilerin gelişmesinin ön şartı olarak ortaya konulmuştur.

Çin Hükümeti nedendir bilinmez, bölgede uyguladığı politikaları dikkate almadan, bu problemi sürekli Türkiye’de aramaya ve her fırsatta dile getirmeye çalışmıştır.

Geçen süre içersinde değişen tek şey, Çin yönetiminin 11 Eylül süreci sonrasında Doğu Türkistan meselesine ilişkin tanımlamalarında meydana gelmiştir. Daha önce Doğu Türkistan’daki Uygur olaylarını “Pantürkist” bir tehdit olarak tanımlayan Çin yönetimi, 11 Eylül saldırıları sonrasında, konjöktüre uygun yeni çerçeve belirlemiştir. Uluslar arası siyasi güçlerin desteğini almak amacıyla Çin yönetimi bu kez, Doğu Türkistan meselesini, Taliban ve El Kaide gibi uluslar arası İslamcı örgütlerle irtibatlı “Panislamist” bir terör hareketi şeklinde tanımlamaya başlamıştır.

          Bu yeni tanımlamanın Çin-Türkiye ilişkilerine yansımasını beklemek elbette doğal ancak henüz böyle bir gelişmenin olmadığını, Çin’in hala “Pantürkist” tehdit söylemiyle Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye göç etmiş grup üzerindeki baskılarından anlayabiliyoruz.

          Ankara’da ODTÜ‘de “Bahar Şenlikleri” adı altında kutlanan mezuniyet töreni sırasında, okulda öğrenim gören yabancı öğrencilerin kendi kültürlerini sergilemeleri amacıyla oluşturdukları standları gezerken, Doğu Türkistanlı Uygur öğrencilerin de açtıkları standı gördük. Ancak ilginç bir durum hemen dikkatimizi çekti. Her stantta ülke bayrakları yer almasına rağmen Uygur Türkü öğrencilerin standında olması gereken ve Doğu Türkistan’la özdeşleştirdiğimiz “Gök Bayrak”ın olmadığını, masanın alt taraflarına adeta gizlenmiş/saklanmış şekilde bulundurulduğunu gördük. Bunun nedenini sorduğumuzda ise öğrenciler, Gök Bayrağın asılmasının Çinli yetkililerce ODTÜ yönetiminin aranarak engellendiğini, bunun gibi birçok etkinlikte Gök Bayrağı asamadıklarını, zira Çin B.Elçiliği çalışanlarının direkt etkinliğin gerçekleştirileceği kurumun veya bölgenin idarecilerini arayarak uyarıda bulunduklarını, kendilerinin de Türkiye’ye Çin nezdinde sıkıntı vermemek için bayrağı asmadıklarını söylediler.

          Anlatılanlardan 1965 yılında toplu şekilde Türkiye’ye göç eden Doğu Türkistanlı Uygur Türklerinin, Türkiye’deki kültürel etkinliklerinin bile yoğun baskı ile karşı karşıya kaldıklarını öğreniyoruz. Gazi Üniversitesi gibi “Yerli” ve “Milli” bir üniversitenin, düzenlenen bir konferans için tahsis edilen binanın kapılarını kapatarak her hangi bir açıklama yapmamış olması da  endişe verici diğer bir gelişme. Peki Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri gerçekten Çin’de faaliyet gösteren siyasi gruplarla irtibatlı mı veya son dönem itibariyle söylendiği gibi İslamcı/şeriatçı yapılara mı mensuplar?..

          Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri 1965’li yıllarda Türkiye Cumhuriyetinin aldığı bir kararla Pakistan’dan toplu şekilde Türkiye’ye göç etmişler. Yaklaşık 300 kişilik bir grup halinde Kayseri’ye yerleştirilen Doğu Türkistanlı Uygurlar burada Hoca Ahmet Yesevi mahallesinde yaşamaya başlamışlar. Geçen süre zarfında Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri, içersinde yaşadıkları “Ana Üst Kültürel Sistem” olan “Türkiye Türklüğü”ne entegrasyonlarını tamamlamış durumdalar. Bazı kültürel özellikleri dışında Kayserili bir Türkiye Türkünden farkları yok. Özellikle eğitimle kazandıkları statüler sonucunda gerçekleştirdikleri karışık/karma evliliklerle Türkiye Türklüğünün bir parçası haline gelmişler.

Siyasi kimliklerine gelince, öyle iddia edildiği gibi aşırı bir dini yapılanmaları veya bu gibi yapılanmalarla ilişkileri de yok. En azından laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyetinin varlığına inanmış, Atatürk cumhuriyetine ve ilkelerine gönülden bağlı insanlar. Tamamına yakını aşırılıkların fayda getirmeyeceğine inanmış. Hatta Çin dışında yaşayan Uygurları örgütleyen, para yardımı yapan, “Sürgünde Uygur Hükümeti” kuran ABD’ye karşı hisleri bile Türkiye Türkleri ile paralel. Yani K.Irak’taki gelişmeler nedeniyle ABD’den hoşlanmıyorlar. Toplu olarak değerlendirildiğinde Türkiye’deki D.Türkistanlı Uygur Türkleri, bilinen diaspora özellik ve tutumlarını sergilemiyorlar.

Tabidir ki Doğu Türkistanlı bir Uygur Türkü olarak, Çin sınırları içersinde yer alan geçmişteki vatanlarına ilişkin duyguları mevcut, ancak bu hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının önüne geçmiyor.

Zaman zaman Çin’e gidiyorlarmış ve oradaki gelişmelerin bir kısmından memnunlar ama hala yolunda gitmeyen şeylerin de olduğunu söylüyorlar. İstedikleri yegâne şey Doğu Türkistan’da insan yerine konulmak, insan muamelesi görmek. Kültürlerine, dini inançlarına ve bu inançların gerektirdiği ritüellere saygı duyulmasını bekliyorlar. Bağımsız bir Uygur devleti iddiaları yok. Orada yaşayan akrabaları için insan haklarının gözetildiği bir yönetim beklentisini taşıyorlar sadece.

          Durum böyle iken Çin Halk Cumhuriyetinin Türkiye ve Türkiye’de yaşayan D.Türkistanlı Uygur Türklerine yönelik baskısı ne anlama gelmektedir? Anlamakta zorluk çekiyoruz.

         Batıya açılma stratejisi olan Çin için Türkiye jeostratejik konumuyla vazgeçilemez bir ülke. Ayrıca enerji alanı olan Orta Asya bölgesindeki Türk cumhuriyetleriyle akbalık ilişkileri bulunan Türkiye, bahsedilen bölgelerde yapılacak yatırımlar için iyi bir ortak. Şunu da unutmamak gerekir ki; Doğu Türkistan sorununun ortadan kaldırılması için Türkiye’nin desteği de şarttır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, Balkanlardan Orta Asya’ya, Kafkaslardan Ortadoğu”ya kadar uzanan birçok bölgede yaşayan imparatorluk bakiyesi soydaş ve akraba unsurlar için hala “Manevi  Kıble”dir.

Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerde Türkiye’nin çıkarlarına gelince; kabul etmek gerekir ki  Çin büyük bir ülkedir ve BM Güvenlik Konseyinin üyesidir. Bu itibarla Türkiye açısından sorunlu konularda (PKK, KKTC vb.) Çin’in uluslar arası siyasi gücünden istifade etmek Türkiye’nin yararınadır.

Ayrıca her ülkenin ihtiyacı olduğu gibi, Türkiye’nin de kendisine manevra kabiliyeti sağlayacak unsurlara ihtiyacı vardır. Bu açıdan Sovyetler Birliğinin dağılması sonrasında tek kutuplu siyasi güç haline gelen ABD’nin muhtemel uygulamalarına karşılık Türkiye’nin de geliştirebileceği ittifakları bulunmalıdır. Unutulmamalıdır ki 2030’lu yıllarda Çin ekonomik gücü, dünya ekonomi sıralamasında ABD’den önce yerini alacaktır.

          Bu açılardan Türkiye-Çin ilişkilerinin geliştirilmesi her iki ülkenin de menfaatine olacaktır. Bunun için gereken öncelikli hususlardan birisi; Doğu Türkistan meselesinin ikili ilişkilerin geliştirilmesine ön koşul yapılmadan dikkatlice ele alınmasıdır. Hatta belki de Doğu Türkistanlı Uygur Türklerinin iki ülke arasında bir köprü işlevi görebileceği, bugüne kadar yapılanın aksine, ilişkilere olumlu bir katkı yaratacak unsur olabileceği düşünülmelidir.

                                                           Erdoğan ILGAZ

                                                    eilgaz@globalyorum.com

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »